İnceden Dokunuş

Ben, daima her canlının yaşadığı her bir duyguyu yaşamak isterdim. Her canlının özünden geçmek isterdim. Bir an olsun onun gibi düşünüp onun gibi görmek ve onun gibi konuşmak isterdim. Bir nebze kendimi anlamak için yapardım bunu. İnsan olarak ne kadar mükemmel olduğumu bir kez daha hatırlamak için. Rüzgar çıktığında koca bir meşenin özünden geçmek isterdim. Kollarımı açıp kendimi teslim ederdim rüzgara. Esen o harika rüzgarı kollarımda kucaklamak isterdim. Ya da o an bir kuş olmak isterdim kocaman kanatları olan. Çıkabildiğim kadar yükseğe çıkıp bırakmak isterdim rüzgara kendimi. Beyaz kanatlarımdan süzülürken rüzgar ona dokunmanın onunla esmenin verdiği hisle birşeyler söylemek isterdim hayata. Her canlının özünden tane tane geçmek isterdim o an. Her bir canlının hissettiği o mükemmel duyguyu an ve an yaşamakla mükellef olmak isterdim. Uçmanın nasıl bir olduğu onlarda saklıdır onlarda sırdır biliyorum. Bir an bu perdeyi kaldırmak isterdim kendimde……

düşünürsün içinde çoğu zaman. Dalar gidersin. Hatta kimi zaman olur ki düşündüğün şeyle ilgili hadi canım olur mu böyle şey dersin. Kimi zamansa kendine kızarsın düşündüklerin için. İyi veya kötü düşünebilmenin güzelliğinden çok düşündüğün şey hakkında olur olmaz eleştirilerde bulursun. İçine bazen huzur düşer bazense kibir. Ama sen bir şeyi düşünmezsin o an. Düşünmek düşündüğün şeyi hissetmektir bazen. Ucu bucağı olmayan o denizin içinde atarken kulaçlarını bazen durur yüzdüğün yerin tam aksine atmaya başlarsın kulaçlarını. Bir durağın yoktur asla. Ne bir kara parçası nede bir ada. Düşündüğün herneyse altına üstüne getirene kadar didik didik edersin onu. Kendini aynada görmüş kedi gibi tırmalar durursun kendini. Düşündüklerine dokunabilmeyi istediğin o anlardan birini yakarsın. Burkulur kalbin bu imkansızlık karşısında biraz ama onlara duygularında dokunabildiğini fark ettiğinde ufacık bir gülümseme ile devam edersin o anın tadını çıkarmaya. Düşüncelerin görür bazen gözlerin görmediğini. Onlar dokunur bazen ellerin dokunamadığı şeylere. Sen dinlerken müziğini onlar tek tek geçer o notaların özünden. Düşündüğün şeyi gözlerin göremez ama onları gören üçüncü bir göz alnının ortasında sana gösterir her şeyi. Gözlerin farketmediği renklerini bazen düşüncelerinde görürsün. Kulaklarının duymadığını bazen onlarla duyarsın. Bir anlıkda olsa bu seni mutlu etmeye yeter bütün gün. Bazı düşüncelerinde vardır hani bunu ben mi düşündüm dediğin. Onlar özel olanlardır o an için. Hemen alırsın eline kalem kağıt yazmaya başlarsın düşüncelerini. Kıyamazsın yok olmasına onların. O kadar aceleci olursun ki bazen kalemin dudağına sürdüğün ruj, kağıdında bir sigara paketi oluverir o an. Ya da cep telefonunu çıkarır acarsın mesaj bölümünü yeni kelimelerinle yazarsın duygularını. Sana özel sözleri söylemek çok hoş gelecektir sana. Sana ait düşünceleri aktarmak arkadaşlarına çok heyecanlandıracaktır seni. Ama onların gerçek anlamda ne hissettirdiği sende sır olarak kalacaktır. O kelimelerin içinde yüzmeyi senden iyi kimse başaramaz. Senin denizinin suyunu senden başka daha leziz kimse tadamaz. Her anında kendini keşfedersin. Düşünürken,hayal kurarken, hissederken, gözlerken ve daha bir sürü sana ait hareketleri yaparken.

Kendini adım adım keşfedersin. Seni heyecanlandıranlarsa kendinden çıktığına inanmadığın şeyler olacak. Düşünürken bunu benmi düşündüm dediğin gibi. İnanamayacaksın. ….
senin gibi düşünen, senin gibi hayal kuran, senin gibi hisseden ikinci biri yoktur asla. Sen orada teksindir. Senin kimseye anlatamadığın, kimseye söyleyemediğin, kimseye veremediğin şeyleri sakladığın tek ama tek yerdir orası. Tutuklanamayacağın tek yer. Senin özgürlüğünün başladığı noktadır orası. Her türlü kararı verdiğin, her türlü duyguyu hissettiğin yerdir orası. Sadece senin ulaşabileceğin bir makamdır. O koltuğa senden başkası istesende, cihanlar alemler bir araya gelsede oturamayacağı yerdir orası. Ben hissinin oluştuğu noktadır orası… senin krallığındır Hiçbir zaman feth edilemeyen…

Özgürlük ruhda gizlidir. Çünkü o düşündüğün yerde olabilen bir gezgindir. Ya da hissettiğin duygunun peşine takılabilen bir takipçi. Şu alemde herşeyin bir sınırı olabilir belki ama ruhun bir sınırı yoktur. Gidemediği yer, hissedemeyeceği varlık yoktur. Gardiyanı olan sen yeterki bırak onu. İstediği zamanda olabilen zaman gezginidir o. ne zaman durdurabilir onu nede mekan. Geçmişi düşünürken o tekrar o anı yaşıyandır. Geleceğin hayalini kurarken yaşamadığın zamanı yaşıyandır o. Asla hapis edilemeyen tutuklanamayan canın kendisidir o. sen kedini bırakmışken yatağının sana verdiği rahatlığa, özgürlük fermanını eline alıp istediği alemde ortaya çıkıp orayı keşfeden ve orada can bulup imkansız duvarını parçalamış hayal bile edemediklerini yaşıyandır bir dahidir o.

Bir gün yaşamın senin için beden ihtiyaçlarından ibaret olduğunu fark edersin. Onun içindekinden çok kendisi için ne kadar çok şey yaptığını fark edersin. Hatta içide gizli kalmış bir çok rahatsız edici duyguyu bedenin verdiği isteklerden oluştuğunu fark edersin. Beden için yaptıkların o kadar çoktur ki neredeyse yaşamının hepsini kapsayacak şekilde olduğunu fark edersin.
Elde etmek istediğin şeylerin hemen hemen hepsini bedenin için istersin. Onun rahatlığını düşünürsün daima. Onun çıkarları için kalp kırar yeri gelir nefret edersin. Bir tarafta ruh diğer tarafta bedenin iki ayrı kişiliğe bölünmüş gibidir. Bunu bir savaş haline getirmezsin bile. Senin tercihin daima beden olmuştur. Ama biraz bedenin eskimeye yıpranmaya başladığında bu sefer ruhu seçip onun isteklerini karşılamaya başlarsın. O an anlarsınki onun isteklerini karşılamak için ne bir kalp kırarsın nede bir nefret duyarsın. Hatta para bile harcamazsın. Kazandıkların ebedi ve kalıcıdır. Gözünden düşen iki damla ruhun sana olan hasretini anlatmaya yetmiştir adeta. İçindeki okyanusa huzur damlaları akmaya başlar. Bulanık olan o koca okyanusu bir iki damlanın nasıl berraklaştırdığına şahit olursun hissederek görmeyi öğrendiğin vakit. Ruhun hissettiği Hiçbir şey bedenin hissettiğine benzemez. Ve o mantığın ötesine ulaşır kimi zaman. Hissettiklerinde sana öğretilen yirmi dokuz harfin her biri boyun eğer duygularını anlatmakta. Değişen hayatına ağlarsın. Kalbine dokunan duygulara ağlarsın. Bir zamanlar canını acıtan her duygu için döktüğün göz yaşları bu sefer huzurun sana getirdikleri için dökülür. Kaçırdığın bir ömüre ağlarsın. Her zaman kullanmakla mükellef olduğun o kelime süzülür susuz dudaklarından. Keşke….

 

 Alıntı yapmazsanız, yaparsanız da kaynak belirtirseniz sevinirim